“İnsan, gönlünü çıkarıp avucuna koyarak, başkaları önünde, mahcûb olmadan dolaşabilmelidir.”

Geçtiğimiz hafta Turing ve Otomobil Kurumu’yla birlikte İznik’e gittim. Daha önce Bosna’ya da gitmiştim kendileriyle ve inanılmaz güzel hatıralarla ayrılmıştım oradan. Gerçi Bosna’yı yerinde bir kere olsun bir Boşnak’tan dinlediğinizde oradan isteseniz de ayrılamıyorsunuz. Fakat konumuz şu an bu değil… İznik’e dönelim.

20150911_071436Otobüse bindiğimizde hepimizin eline verilen torbada; ekmeğimize, sütümüze kadar, gezi broşürümüze, ıslak mendilimize, suyumuza, (gezi süresince ani acıkma durumlarına karşı-bu amaçla koyulduğunu düşünüyorum:D-) kuruyemişimize kadar her şey düşünülmüş hazırlanmıştı.

Gördüğünüz broşürde gezi programı, geziye katılanların isimleri ve resimleri, konaklayacağımız otelin ismi ve daha bir çok bilgi yer alıyor. Geziden birkaç gün önce hepimize anlatacağımız konuyla alakalı mesaj atılmıştı. Otobüse bindiğimizde herkesin elinde kağıt, çıktı falan…:) Anlatılacak konulara baktığımda katılanlardan tek sayısalcı benim diye düşünmüştüm; herkese cami, imaret, türbe, Yunanlılar’ın İznik’i işgali gibi konular verilip bana İznik ekonomisi gibi genel bir konu verilince:) Malum bursiyerlerin yaklaşık 1/3’ü tarihçi:)

20150911_072952
12047361_1496864857295309_356014924_nİznik’e yaklaşırken otobüste İznik’in kuruluşu, isminin nereden geldiği, tarihi, coğrafyası, kültürü, turizmi, ekonomisi gibi genel konulardan bahsettik. (Bu arada mikrofonun adrenalinle bir ilişkisi olmalı:)) Sonrasında Ayasofya camii, 7. konsilin burada toplanması, konsil nedir, 4 incil burada mı belirlenmiş gibi konulardan bahsedildi. Turing ekibi ve bursiyerler dışında iki kişi daha vardı aramızda: Marmara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nden Doç. Dr. Cemalettin Şahin ve Marmara Üniversitesi Tarih Öğretmenliği Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Coşkun Yılmaz. Bu kadar tarihçi bir araya gelince tabi herkes konuları hararetli hararetli tartışıyor; bana da şaşkın şaşkın dinlemek ve tabi “not almak” düşüyor:)

Bazıları:
– Türkiye’de 4 tane Ayasofya Camii var: İstanbul’da, İznik’te, Edirne’de ve Trabzon’da.

– Ayasofya Camii’ni Orhan Gazi kılıçla aldığı için imam kürsüye kılıçla çıkarmış. Bu gelenek İstanbul’da Beyazıt Camii’nde halen sürmekteymiş; hatip cuma namazına kılıçla çıkarmış.

– Osmanlı’da fethedilen şehrin en büyük kilisesi Fethiye Camii’ne çevrilirmiş.

– Başşehir; bir ülkenin vizyonunu, düşünce yapısını, duygusunu ifade edermiş. Başkentin İstanbul ya da Ankara olması İmparatorluk ve Cumhuriyet düşüncesiyle alakalıymış.

– Osmanlı’da domates yeşil tüketiyormuş, kırmızı olduğu zaman bozuldu diye atılıyormuş:)

– Konsiller Hristiyanlık’taki İsa’ın uluhiyetini reddeden anlayışları ortadan kaldırmak için toplanıyormuş.

bu şekilde uzar gider.

AyasofyaAyasofya Camii daha 2011 senesine kadar yaklaşık 90 sene müze olarak kullanılmış sonrasında camiye çevrilmiş. Girdiğinizde kilise mi cami müze mi pek anlaşılmıyor. İkinci gün burada imamla birlikte namaz kıldık. Pek huzur aldığımı söyleyemeyeceğim…

İlk durağımız Ayasofya değildi aslında, biz bu yıl ilk kez düzenlenen İznik Çini Festivali’ne gelmiştik. Ayrıca ‘Belediye Başkanı’mızın sözüne dayanarak’ 400 kişilik bir kahvaltı sofrası bekliyorduk. Ve tabi ki böyle bir şey yoktu ortada. Turing Başkan’ı Bülent Bey bir aksilik olması durumunda otelde kahvaltımızı yapacağımızı söylemişti ki sanırım bunu Belediye Başkanlarıyla olan tecrübelerine dayanarak söylüyordu:)). Neyse ki böyle bir şeye gerek kalmadı Belediye Başkanı’mız bir telefonla İznik Gölü’nün yanı başında 40 kişilik kahvaltı sofrası hazırlattı. Manzara enfesti. Türkiye’nin en büyük 5. gölüymüş. Deniz gibim bir şey ^^ (Acaba niye fotoğraf çekmemişim, ben de cidden merak ediyorum!)

20150911_144007Kahvaltıdan sonra tekrar festival yerine gittik. Eminönü’de daha fazla çiniyi bir arada bulacağınıza emin olabilirsiniz:) Ama canlı canlı çini yapan bir ustayı izlemek oldukça keyifliydi… çok küçük hareketlerle şekil verebiliyordu ^^

20150911_184149Gün boyu camileri, imaretleri, türbeleri gezdik. Arkadaşlarımız hazırlandıkları yerle, olayla alakalı bilgiler verdiler. Yanımızda rehberimiz de vardı, o da zaman zaman dahil oldu:)). Akşam yemeğimizi Köfteci Yusuf’ta yedik giderseniz ‘şiddetle’ tavsiye edilir:)

Abdulvahap tepesinde gün batışını seyretmek çok güzel oluyormuş. 1 saat 15 dakikalık yolu yarım saat gibi bir sürede çıkmaya çalıştık. Bu arada her gezi programında mutlaka bir dağ, bayır aşıyoruz. Ben bilerek programa eklendiğini düşünüyorum. Çok yorulalım ki otele gittiğimizde hemen uyuyalım diye:)

Kestirme yol kullananlarımız…

20150911_190322Şoför abilerimizi kandıranlarımız…

20150911_185345

Zirveye ulaştığımızda güneşin batmasına 10 saniye falan vardı:)

20150911_191305Ama manzara enfesti:)

20150911_191157Yürümeye devam:) Belediye Başkanı bizi ziyarete gelecekmiş, konuşmalarımızı dinlemek için. Ortadaki beyaz gömlekli İznik Belediye Başkanı Osman Saygın.

20150911_192249
Geziye yalnız katılmıştım. Yakın arkadaşlarımdan kimse yoktu. Karanlıkta tepeden aşağı inerken sadece biz vardık. Arkamda türkü sesleri geliyordu, önümde Yunanca olduğunu düşündüğüm şarkılar çalıyordu. Ne hızlanıyordum, ne yavaşlıyordum. O akşam serinliğinde düşünmeden ve hiçbir şey hissetmeden… ne hüzün, ne sevinç. Anı yaşamak, şarkılara, türkülere dalmak güzeldi. Çok güzeldi.

12042176_584081715063737_323274905_nOtelimize dönüyoruz. Kendimize geldikten sonra bahçede hocalarımız ve başkanımızla birlikte sohbete dalıyoruz. Yetmiyor sabah devam ediyoruz. Başkanımız Bülent Bey İlber Ortaylı’yla olan hatırasını anlatıyor: “Hep yiyor, ne geliyorsa yiyor!” 🙂 Okul okumanın gerekliliğinden bahsediyoruz. Kanımca yüzyıllarca konuşulmaya devam edilecek bir mevzu. Arkadaşlarımla senelerce yakındığımız bir konu olmasına rağmen mezun olunca insan pek de önemsemiyor sanki. Her yaşın başka dertleri var malum. Okuduk bitti işte önümüze bakalım:) Coşkun hocamızın kayınpederi yüzünden eşiyle evlenebilmesi için oldukça uzun bir süre beklemesi… (kaçırdım bu konuyu ama duyduğum kadarıyla kızlar tam bu konu açıldığında d
ikkat kesilmişler konuşmaya:D).

Mesleğinde belli konuma gelmiş insanların sizinle muhabbet etmesi, sizi kale alması, sizi dinlemekle kalmayıp yol göstermesi, tavsiyelerde bulunması sadece benim mi hoşuma gidiyor bilmiyorum. Bu kişiler bir bilseler verdikleri tavsiyelerin muhattapları tarafından ne kadar önemli olduğunu yolunu kaybeden bu kadar kişi olmazdı etrafta.

20150912_123755Ertesi gün ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Roma Amfi Tiyatrosu’ydu. 2000 yıllık bir tarihi var. Son çıkan haberlere göre burası turizmi canlı hale getirecek. Biz gittiğimizde tel örgülerle kaplıydı sanırım içeriden herhangi bir taş çalınmaması için. Cemalettin hocamız Londra’da bulunan Britanya müzesi için “çalıntı müze” demişti. Doğu’dan çaldıklarını sergiliyorlar. Coşkun hocamız da Urfa’da Göbekli Tepe’nin Almanlar tarafından bulunduğundan bahsediyordu. Korumuyoruz…

Bu arada iki bayan vardı içeride. Boyuna not alıyorlardı acaba arkeologlar mıydı? Arkeologlar bu şekilde mi çalışıyorlar… çok merak ettim.

20150912_122209Buranın tarihini anlatıyor Büşra arkadaşımız. Kendisi yeni mezunmuş. Otobüste mikrofonla kendimi tanıtırken iş aradığımı ve bulmayı umut ettiğimi söylemiştim. Kız tüm gezi boyunca bana “İşsiz Elif” diye hitap etti. Sanırım bu kendi kendine yalnız olmadığını telkin etme şekliydi :p

20150912_124435

Evler hep böyle 2-3 katlı. Otobüste bir arkadaşımız geziyle alakalı hislerinden bahsederken İstanbul’da binalar bana baş kaldırıyor, dikleniyor gibi geliyor, yüzümü kaldırıp bakamıyorum demişti. Buradakiler oldukça mütevazi, insanı yormayan yapılar. Zaten halkın %90’ı tarımla uğraşıyor, %70’i zeytincilikle geçiniyor. Henüz bir şirketleşme yok. İş merkezi falan da yok dolayısıyla. (İznik ekonomisi benim konumdu da daha anlatabilirim:))

Biz camileri gezmeye devam ediyoruz. Arada anonslar duyuyoruz: “Hava muhalefetinden dolayı …………. kişilerine ait düğün …….. alanında yapılacaktır.” Küççücük ilçe. Herkes birbirini tanıyor zaten. Çok fazla anons duyduk bu şekilde 2 günde:) 
Rehberimiz burası için açık hava müzesi demişti. Cidden öyle. Her yerde eski yapı görüyorsunuz. Fakat korunmamışlar, sürekli restorasyon halinde.
20150912_140709Şeyh Dâvûd-i Kayserî Hazretlerinin kabrini ziyaret ediyoruz. Kendisi Muhyiddin Arabi tasavvuf felsefesini benimsemiş. Coşkun hocamız Osmanlı’da medrese ve dergah hayatının içiçe olduğunu, bunların birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğundan bahsediyor. Tasavvufun elini eteğini dünyadan çekmek anlamına gelmediğini anlatıyor…

20150912_141214Kabrin yanı başında bir çınar ağacı var. Anıt ağacı diye geçiyor ismi. Gövdelerinin arası oda büyüklüğünde:). Cami, çeşme, çınar ağacı Osmanlı’nın sembolleriymiş. Tabi yanımızda Cemalettin hocamız varken İznik’in florası hakkında da geniş bir bilgi alıyoruz. Osmanlı’da her doğana bir çınar, her ölene bir servi ağacı dikilirmiş. Servi ağacı Elif (ا) ‘i, Allah’ın birliğini temsil edermiş ve her sallandığında ‘huu’ çektiği düşünülürmüş.

Anıt ağacıyla ilgili olarak Eşrefoğlu Rumi’yle alakalı tarihi bir hikaye anlatılır. Eşrefoğlu Rumi Türk tasavvufi halk edebiyatının en önemli isimlerinden. Kadiriliğin bir kolu olan Eşrefiliği Anadolu’ya getiren ilk kişi. Meşhur ilahileri var. Küçüklüğümüzde çokça dinlediğimiz “Ey Allahım beni senden ayırma” eseri onun. Coşkun hoca “bu şehrin ruhu Eşrefoğlu Rumi’dir” demişti…

Gelelim hikayeye…
“Eşrefoğlu Rumi Hazretleri zamanında dergâhın çobanlığını yaparmış. Rum bir kadın da sürü evinin önünden geçerken huysuz danasını sürüye katarmış. Eşrefoğlu Rumi Hazretleri ise onu her seferinde danasının huysuz olduğu ve sürüden ayrıldığı yönünde uyarırmış. Kadın bu uyarılara hiç kulak asmadan danasını sürüye katmaya devam edermiş. Günlerden bir gün bu kadının huysuz danasını kurt kapmış. Danasını kurdun kaptığını öğrenen Rum kadın soluğu kadı efendinin huzurunda almış. Eşrefoğlu Rumi hazretleri ise kadını her seferinde uyardığını ama yine de uyarılarını dinlemeden danasını sürüye kattığını söylemiş. Kadı efendi “şahidin var mıdır?” dediğinde “bahçedeki ağaç benim şahidimdir.” demiş. Kadı şaşırmış. “Hiç ağaç şahitlik eder mi?” diye sormuş. Eşrefoğlu Rumi Hazretleri “siz emir buyurursanız eder” demiş. Hep birlikte Rum kadının evine gitmişler. Eşrefoğlu Rumi Hazretleri şahitlik etmesi için ağacın bir dalından tutup mahkemeye doğru yürüdüğünde ağaç da onunla birlikte yürümeye başlamış. Bu hayret verici olayı gören kadı ise “ Tamam sen doğru söylüyorsun!” diyerek Eşrefoğlu Rumi Hazretlerini haklı bulmuş.”

Coşkun hocamız bunu anlattıktan sonra efsaneler ve hurafeler tarihi olaylar değildir fakat bunlar bize erdemi öğütler, kişisel gelişimimizi etkiler bunları bilmek demişti… “Hiç ağaç şahitlik eder mi?” Dağ, taş, ağaç, toprak her şey şahitlik eder bize. Peygamber efendimiz tabiata baktıkça “Allahım hidayetimi artır” demiyor muydu…

Dönüş yolundayız. Cemalettin hocamız cevizle alakalı hikayeler anlatıyor. 1972 yılına kadar ceviz üretiminde birinciymişiz. Sonrasında Amerika ve Çin alıyor bu birinciliği. Türkiye’deki ceviz ağaçlarını kesmişiz çeyiz sandığı yapmışız:) Alman ağır endüstri devlerinden, ünlü silah imalatçısı Krupp firması tarafından zamanında Türkiye’de ceviz kütüğü toplayan kişilere ‘Krupp Kamyonu” hediye edilmiş. Çok ciddi kıyımlar yapılmış o zamanlar. Cemalettin hocamızın cevizle alakalı özel araştırmaları var. Anadolu’da cevize “couz/koz” deniyormuş. Nasıl yazıldığı belli değil:) Kozunu paylaşmak deyimi oradan geliyormuş. Anadolu’da kahvaltıda ceviz ikram edilirmiş, ceviz helvası, ceviz festivalleri yapılırmış. “Ceviz oynamaya mı geldin odama” şeklinde bir türkü varmış. Hikayeye göre 20 yaşında bir genç kız, 10 yaşında bir oğlanla evlendirilmiş bunun üzerine bu türküyü yakmış kız. Ceviz ağacına yavuz gölgesi denirmiş. Kükürt, siyanür gazı yaydığı için onun gölgesinde oturabilenler babayiğit insanlar olurmuş:)

Geziden ayrılmadan bir gün önce Coşkun hocamız bize ödev vermişti. İstanbul’a dönerken geziyle alakalı hissettiklerimizi anlatacaktık 40 kişi tek tek…

Otobüstekilerin yarısı yapılaşmanın oldukça bozuk olduğundan, tarihi eserlerimizi korumamız gerektiğinden bahsetti. Yapılaşma gerçekten çok kötüydü. Diğerleri tepeye çıkarken çok eğlendiklerini anlatıyorlardı. Çok güzel arkadaşlıklar kurduklarından, Turing ailesinden olmanın ayrıcalığından bahsediyorlardı.

En arkada oturuyordum. Turingle geziye giderseniz her gün için bir tombala çekmeniz gerekiyor otobüste oturma sıranızı belirlemek için, haksızlık olmasın diye… Ayrıca otele gittiğinizde de kesinlikle yakın arkadaşınızla birlikte aynı odaya vermiyorlar size, kaynaştırmak için:)

Konuşma sırası bana geldiğinde söylediklerim bu minvaldeydi:
“Öncelikle utanarak söylüyorum ki arkadaşlarımın aksine tarih konusunda oldukça bilgisiz ve bilinçsizim. İlkokuldan beri benim için tarih kuru bir ezberden başka bir şey olmamıştır. Neden öğreniyorum bunu, gerçek hayatta ne karşılığı var hiçbir zaman anlamamışımdır. Bunun için okul hayatım boyunca sıkıntılı bir mesele olmuştur benim için tarih. Coşkun hocam Eşrefoğlu Rumi camiinde bu yapıları cami olarak değil ‘külliye’ olarak tanımamızın öneminden bahsetmişti. Camisi, medresesi, aşevi, imareti, çarşısı bir arada olan yapılar. Oğlunu 200 metre uzaklıktaki bakkala gönderdiğinde 5 dakika geciktiğinde hemen kapıya indiğinden bahsetmişti. Mekanı insan inşa eder, insanı da mekan inşa eder demişti. Asıl tehlike insanın insana yabancılaşmasıdır demişti. Kutadgu Bilig’de dediği gibi “Gönlünüzü avucunuza alıp ey arkadaşım benim tüm hazinem burada gizli diyebilecek kaç kişi var?” demişti. Bu sözler benim ‘neyi nerde kaybettiğimiz’ konusunda bir kez daha düşünmemi sağladı. Bizler birbirine selam verebilmek için sosyal sorumluluk projeleri düzenleyen insanlarız. Ve bizler bunları Batı’dan aldığımız örneklerle yapan insanlarız. Neyi nerde arayacağımızı bilirsek… Nerden demir aldığımızı bilirsek nereye demirleneceğimizi de biliriz ve başka limanlara gitmek zorunda kalmayız. Belki o zaman Kutadgu Bilig’de dediği gibi gönlümüzü avucumuza alıp mahcup olmadan insanlar arasında dolaşabilecek seviyeye geliriz.”

Coşkun hocamız en son mikrofonu eline aldığında bize öyle güzel dualar etti ki… kalbimize işledi. Kendisini bir daha görür müyüm bilmem ama bu gezide en çok onu tanıdığım için mutluyum.

Bildiğiniz gibi edindiğim ‘bilgi’den çok duygularım, hissettiklerim ilgilendirir beni. Çok güzel duygularla, hislerle ayrıldım. Turing ailesine yaşattıkları bu güzel anılar için teşekkür ederim…

He bu arada bloguma hoş geldiniz efendim 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s